Tuğla dünya tarihinde
imalatı yapılan ilk yapı
malzemesidir. Kil ile
suyun buluşması ve
ateşle ile beraberliği
tuğlanın doğuşunu
oluşturmuştur. Çok eski
çağlarda her bina önce
bir tuğla üretim tesisi
olmuş, üretilen tuğlalar
daha sonra bu binanın
yapımında
kullanılmıştır. Şu halde
ilk üretim tesisi,
tuğladan yapılan ilk
evdir.
Artık ilk yerleşim
yerlerinin ve
kültürlerinin tuğla
yapımınıa uygun olan
alüvyonlu toprakların
yer aldığı geniş nehir
havzalarında kurulduğu
bilinmektedir. Tuğla
sanatınında başlangıcı
işte bu dönemlere
rastlar. Bu bölgeler,
Mezopotamya da yer alan
Nil, Euprates/Tigris
nehirlerinin aşağı
bölgeleridir. Bu
bölgelerde yapılan
kazılarda en eski
bulguların kalıplanmış
kil tabletler ve duvar
rölyeflerinden oluştuğu
gözlenmiştir. Buda
gösteriyor ki tuğla
üretimi daha bu
zamanlarda başlamış ve o
zamanlar bile
tapınaklar, en zengin
yapılar bu tuğla
tabletler ile inşa
edilmiştir. Kullanılan
bu pişmemiş kil
tabletler zamanımızda
kullanılan tuğlalara
benzer boyutlarda ve
elle düzeltilerek
şekillendirilmişti. Bu
kil tabletlerde(tuğla)
yapılan Carbon 14
deneyleri ise M.Ö. 13000
yılını göstermektedir.
Yani günümüzde tam
tamına 15000 yıl önce
ilk tuğlanın insan
oğlunun elinde
şekillendiğini
söyliyebiliriz.
Bir süre sonra insanlar
daha sağlam binalar,
daha yüksek kuleler inşa
etmek istedirler. Tabiki
bu binalar daha hoş
görünen binalar
olacaktı. İşte bu
aşamada pişmiş tuğla
ortaya çıkıyor. Sıcak
canlı bir renk ve daha
sağlam bir yapı
malzemesi. Zaman ise M.Ö.
4. yüzyıldır.
1877-1917 yılları
arasında Alman Arkeolog
Robert KOLDWEY
tarafından Babil
şehrinde yapılan kazı ve
araştırmalarda halen
modern binalarda
günümüzdede kullanılan
tuğlalara benzer düzgün
şekilli, keskin kenarlı,
çok teknik imal edilmiş
tuğlalar bulunmuştur.
Bu nedenle dünyanın 7
harikasından biri olan
bu tarihi yapı, pişmiş
tuğlanın sistemli ve
düzenli ilk kullanıldığı
bina olarak kabul
edilir. Bu yapı tuğla
endüstrisi için bir
simgedir çünkü yüksek
kapasiteli ilk üretim
tesisidir.
Bu dönemde ve daha sonra
tuğla yapımının Anadolu
ya ve Avrupa ya
yayıldığını ve gittikçe
yaygınlaştığını
görüyoruz. Mezopotamya
da ise tuğla ve tuğla
üretimi Asurlular,
Persler, Sasaniler ve
Islam kültürü ile
gelişmiş değişik
boyutlara taşmıştır.
Doğu ve batı kültürü
hemen hemen ortak
ilerlemiş, sonuçta tuğla
tüm yerleşim
bölgelerinin vazgeçilmez
yapı malzemesi olma
özelliğini korumuştur.
Yunanlı yazar Pindar,
M.Ö. 5. yüzyılda
Yunanlıların mermeri
bularak heykel yapımında
ve binalarda
kullanıldığını anlatır.
Yunanlılar mermeri önce
binalarda duvar
malzemesi olarak
kullandılar fakat
mermerin olumsuzlukları
nedeni ile tekrar
tuğlaya döndüler.
Bu arada pişmiş tuğlanın
kullanılmaya başlaması
ile birlikte çatı
malzemesi boşluğu
yaşandı. Bu boşluk ise
yine Korintlerin Konkav
kiremiti bulmuş olması
ile doldu.
Çatılarımızda
kullandığımız bugünkü
yuvarlak kiremitlere
benzer kiremitler imal
ettiler. Tek farkları
biraz daha kalın ve
büyük boyutlu
olmalarıydı. Yapılan
araştırmalar ilk
kullanılan kiremitlerin
2- 3 cm . kalınlığında,
50 cm . eninde ve 80-
100 cm . boyunda
olduğunu göstermiştir.
Kiremiti daha sonra
Yunanlılar geliştirmiş,
onlardan da Romalılar
devralmıştır. Batı
Avrupa da Romalılar
Yunan kiremit formlarını
mümkün olduğunca
geliştirdiler. Özellikle
yuvarlak kiremitte
neredeyse bu günkü
üretim kalitesine
yaklaştıklarını
söyleyebiliriz.
Kiremit ve tuğlada ilk
standartlar Romalılar
tarafından geliştirilmiş
ve uygulamaya
sokulmuştur. Kalınlık
nedeni ile oluşan kuruma
ve pişirme problemlerini
çözmeye çalışmışlar ve
böylece ilk araştırma
faaliyetleri de onlar
sayesinde başlamıştır.
Bu çalışmalar sonucunda
mümkün olduğunca ince
fakat eskisine göre çok
daha sağlam malzemeler
üretmişlerdir. İspanya,
İngiltere, Fransa,
Belçika ve Almanya ya
tuğla ve kiremiti
tanıtan, kullanımının
yaygınlaşmasını sağlayan
yine Romalılardır. O
zamanlarda bina
yapımında çalışan Romalı
Lejyonerler gün kişi
başına 120-140 büyük
boy, 220-240 adet küçük
boy tuğla üretiyorlardı.
Bir süre sonra tuğla
artık sadece inşaat için
imal edilen yapı
malzemesi olmaktan
çıkmış ve satılmak için
imal edilmeye hatta 100
km . kadar uzak
bölgelere dahi deniz ve
nehir yoluyla
gönderilmeye
başlanmıştır. Bunu da
yine Romalılar
başarmıştır. Zira tuğla
ve kiremiti bir sanayi
dalı haline getiren
onlardır.
Anadolu ya baktığımızda
burada da gelişmelerin
yukarıdaki tarihlere
paralel olarak
gerçekleştiğini
görüyoruz. Tarih
kitapları Anadolu da ilk
pişmiş tuğlanın
endüstriyel anlamda
üretim ve kullanımının
M.Ö. 4. yüzyılda
Lidyalılar tarafından
başlatıldığını yazıyor.
Bu dönem Babil kulesinin
yapımı ile hemen hemen
aynı dönemlere
rastlamaktadır. Tuğla ve
Kiremit Anadolu da
Yunanlılardan sonra
Bizanslıların
katkılarıyla
gelişmiştir. Daha sonra
Selçuklular
Bizanslılardan bu
gelişmeyi devralmıştır.
Selçukluların da bu
konuda epeyce
ilerledikleri bir
gerçektir. Selçuklu
mimarisinde tuğla
özellikle taş ile
birlikte önemli bir
mimari birliktelik
yaşamıştır. Bundan sonra
Osmanlı dönemine geçiş
yaşanıyor ve Osmanlılar
zamanında kiremiti ve
tuğla üretimi önemli
gelişmeler yaşıyor.
Küçük ve Konkav Osmanlı
Kiremitlerinin yapımı bu
dönemde gerçekleşiyor.
Anadolu da kiremit ve
tuğlaya ilk standart
Osmanlılar döneminde
getiriliyor. Fatih
Sultan Mehmet dönemi
tuğlaları 4.5 x 28 x 28
cm. ebatlarında,
hatıllarda kullanılanlar
ise daha ince imal
ediliyordu. Taban
tuğlaları ise 25 x 25
cm. boyutlarında ve kare
şeklinde veya çapları
30- 60 cm . arasında
değişen altıgenler
biçimindeydi. Kullanılan
standartlar dışına çıkan
tuğlalar inşaatlarda
kullandırılmaz hatta
satışına dahi izin
verilmezdi.
Bundan sonraki dönemde
18. yüzyıla kadar Tuğla
Endüstrisi nde önemli
değişiklikler
görülmemiştir. Fakat
Rönesans sonrası sanayi
devriminin başlaması ile
bu endüstri dalı da
gelişmeye başlamıştır.
Her şeyden önce
standardizasyon
çalışmaları ve emek
yoğun çalışmanın mümkün
olduğunca azaltılması
konusu her dalda olduğu
gibi tuğla ve kiremit
endüstrisinde de ön
plandadır. Teknolojinin
en son gelişmeleri tuğla
ve kiremitte bugün çok
yoğun kullanılmaktadır.
Bu iki malzeme 21.
yüzyılın vazgeçilmezleri
olmaya adaydır.